Taş Kalp
Üzüldüğüm konuların iktidarın keyif aldığı konular olduğu gerçeği katlanılır gibi değil.
Taş kalp.
(Ben bu yazıyı ya dün, ya da önceki gün yazmıştım. Az önce Mahir Polat “şartlı serbest” bırakıldı. Zaten özgür olması gereken bir insanın haksız tutukluluğunun “şartlı serbest bırakılma” olmasına, sevindik. O derece, acayip günler.)
Nereye baksam, Mahir Polat’ın sağlık durumu hakkında, onu yaşatmamız gerektiği konusunda yazılar. Bunları okurken, Mahir Polat’ın ve ailesinin yerine kendimi koyamıyorum.
Yaşatıldıklarımın hangisine karşı bu sevgi tansiyonumu sakinleştirir?
Cevap hiçbiri.
Tutuklanma şekilleri ve gördükleri muamele suç ve ihlal dolu olan gençler şimdiki zamanlarından oldu. Çok üzgünüm.
Gençler geleceklerinden de olsunlar diye birileri kıs kıs gülerek izliyor gibi.
Bu his… bu çok fena.
Ben bunlara isyan ediyorum.
İsyan ederken de, birileri bana bakıp “bak ne güzel canı yanıyor BUNLARIN” şehvetiyle acaba şiddeti, haksızlığı arttırma zevkine iyice basar mı diye endişe ediyorum.
Endişemde, üzüntümde DAHİ özgür değilim.
Haksızlıklara karşı duyulan isyandan zevk alma ve beslenme durumuna politikacada sadizmden öte yeni bir kavram bulunmalı. Sadizm basit ve eski kaldı.
Tartaklanarak tutuklanan gençlerden sayılar olarak bahsetmek durumuna düşmek; çünkü yüz değil iki yüz değil 300 üstü gencin hayatıyla oynanmakta sakınca görülmemiş olması…
Serbest bırakılanlar için ağır ağır tane tane geri sayım yapmaya mahkum edilişimiz…
Belki seçilmeyecek adayların dahi hapiste olması…
Zaten özgür olması gerekenlerin “serbest bırakılmasına” sevinmek durumunda kalmamız…
Ülkeme fayda sağlamaktan başka derdi olmamış birinin canına kast edenlerin; ülkemin etinden kemiğinden faydalanmaya devam edenleri savunabilmesi… ve bu ikisinin de adalet çatısı altında barınabilmesi…
Taş kalp.
“Hiç mi vicdan yok?” sorusunu bırakmamızı gerektiren bu kaçıncı haram?
Boykotu önemsiyorum. Destekliyorum.
Vicdan, liyakat, erdem yoksunu için tek tanrı para.
Bunca acıdan zevk alana bi bu dokunur ihtimalini düşünmek bile… ferahlama.
Üstelik kazan kazan.
Paraya tapanın şer gördüğündeki hayır; hem kalbimi hem cebimi rahatlatır;)
Yonca
“cepte”
🍀❣️🙋♀️🎯
Substack nedir, nasıldır anlamak istiyor gibiyim. Her yere, her yerde yazmak istiyorum… Bakalım. Hayırlısı.

Yörüngede romanını okuyorum. Bir astronotun uzaydan dünyaya bakmasının hissi üzerimde sürekli. Ne kadar kırılgan, ne kadar önemsiz, ne kadar değerli olduğumuzu, zamanın nasıl da akıp geçtiğini hissederken, o alçak yörüngeden bakılan dünyadaki insanların bu gerçekten kopmuş olmasının, peşinden koşulan, arsızca arzulanan bir ‘gücün’ aslında o büyük resimde hiç bir önemi olmadığının unutulmuş olmasının şaşkınlığı, üzüntüsü, çaresizliği var üzerimde. Birilerine deli gibi anlatasım var alçak yörüngeden dünyanın nasıl göründüğünü, sanki gitmişim de görmüşüm gibi. Ama Samantha Harvey’de gitmemiş, Covid zamanı eve kapandığında yazmış uzaydan bizi. Demek ki bu bilgi hepimizde var, yolumuzu tekrar bulmamız gerekiyor ona sanki. Bilemedim. Sadece öyle bakmak kalbi yumuşatıyor biraz…